Nedenini bilmiyorum ama hamileyken hep açık havada olmak istiyordum. Öncesinde de doğayla iç içe olmayı severdim; fakat hamileyken tabiri caizse orman ve deniz havası “aşeriyordum”! Hal böyle olunca Nisan 2018’de 23 Nisan tatilini kullanarak, ben 7 aylık hamileyken, Kaz Dağları için yola çıktık. Kaz dağları çok geniş bir alanı kaplasa da biz Assos, Ayvacık ve yoğunlukla milli parka odaklanan iki gece üç günlük kısa bir gezi planladık.

Konaklama için Kızılkeçili köyündeki Ida Natura Oteli tercih ettik. Kızılkeçili köyü, Kazdağı Milli Parkı tanıtım ofisinin bulunduğu Zeytinli köyüne 3 km uzaklıkta. Her iki köy de Kazdağı Milli Parkı’nın eteklerine kurulu; otelin terasında yukarıda yemyeşil çam ormanı; aşağıdaysa geniş bir alana yayılmış zeytinliklerin manzarası eşliğinde kahvaltı yapmak mümkündü. Otel kahvaltısında tatma imkanı bulduğumuz yöreye ait zeytin ve zeytinyağını ise o kadar beğendik ki, hem kendimiz hem yakınlarımız için yüklü bir alışveriş yaparak döndük.

İlk günün öğleden sonrasında otele uzaklığı yaklaşık 4 km olan, milli park sınırları içinde yer alan Hasanboğuldu Şelalesi’ne yürüdük. Stabilize yol kenarında zeytinlikler uzanıyordu, fakat ara ara geçen otomobiller yüzünden kalkan toz biraz rahatsız ediciydi. Giriş ücreti yanlış hatırlamıyorsam araç başına 20 tl idi, biz yaya olarak ulaştığımızdan kişi başı 5 tl ödeyerek giriş yaptık. Hasanboğuldu inanılmaz güzellikte bir doğaya sahip fakat aynı zamanda piknik alanı olarak da kullanılması ve haftasonu olduğundan, sakin, kalabalıktan uzak bir Kaz dağları deneyimi için maalesef pek uygun değildi. Kalabalığa rağmen Sütiven Şelalesi’ni ve Hasanboğuldu Göleti’ni görmek için dolaştık. Yöre halkının sattığı çileklerden alıp, sakin bir noktada kayalıklara oturarak dinlendik ve tekrar otelimize yürüdük.

Bir sonraki günü Kazdağı Milli Parkı için ayırdık. Milli parkta gezebilmek için bir alan kılavuzunun size eşlik etmesi gerekiyor. Bir gün önceden tanıtım ofisini arasak da kimseye ulaşamadığımız için sabah erkenden yola koyulup Zeytinli köyündeki tanıtım ofisine ulaştık. Alan kılavuzu ekibi Kazdağı yöresinde yaşayan ve eğitim almış kişilerden oluşuyor. Yaz döneminde önceden kayıt yapılmazsa uygun kılavuz bulamama ihtimali mevcut, bu yüzden önceden plan yapmanızda fayda var. O gün Kızılkeçili Köyü’nden alan kılavuzu Hasan Bey ve bizimle beraber iki araç, hep beraber yola çıktık. Giriş ücreti ve alan kılavuzu için ödeme milli park girişinde yapılıyor. Birden fazla araçla birlikte alan kılavuzu tutmak ücret bölündüğü için çok daha ekonomik oluyor. Fakat özellikle daha uzun yürüyüşler ya da kamp yapmak istiyorsanız bu seçenek uygun olmayacaktır. Rehberle 2 km’den 20 km’ye kadar farklı uzunluktaki parkurlarda yürümeyi seçebiliyorsunuz. Biz yaklaşık 4 km süren parkuru seçtik (bir başka sefere daha uzun parkurlara girmeyi dileyerek) ve patika yol boyunca farklı bitki türleriyle ilgili bilgilendirildik.

Aynı zamanda civardaki otellerin düzenlediği “safari” turlarına katılmak da mümkün; fakat gördüğümüz kadarıyla üstü açık jiplerde yol boyunca toz yutarak dolaşmak bize pek çekici gelmedi. Kılavuzumuz rakım kısa sürede hızlı bir şekilde arttığından (yaklaşık bir saat içinde deniz seviyesinden 1726 metre yüksekliğe çıkılıyor), bizi üç farklı yükseklikte durdurarak, bitki örtüsü ve çevre hakkında bilgilendirdi. Kazdağı’nda endemik bir çok bitki çeşidi var ve bunlardan en ünlüsü de Kazdağı köknarı. Yükseklik arttıkça bitki örtüsü ve hava koşullarındaki değişim çok belirgindi. Bu yüzden yanınıza yaz da olsa yedek daha kalın kıyafetler almanızı öneririm. En yüksek nokta Sarıkız Türbesi için araç yolu bitiminden sonra yaklaşık 1,5 km kadar yürüyüş mesafesi vardı. Türbe, üzerine adaklar bağlanmış taşlardan oluşan bir duvar. Buradan Edremit Körfezi’ni izleyebiliyorsunuz. Burada biraz dinlendikten sonra iniş için araçlara geçtik ve köyümüze döndük. Gün boyunca sürekli yürüdüğümüz ve artık belim “bu kadarı yeterli” demeye başladığı için akşamı dinlenerek geçirdik.

Kazdağları’ndaki son günümüzü Assos, Yeşilyurt ve Adatepe’ye ayırdık. Benim için en yorucu gündü. Önce Assos’u görüp dönüşte Ayvacık’ın meşhur iki köyünü görmeyi planladık. Assos’a ulaştığımızda tabelaların yönlendirdiği liman yolundaki girişin kapatılmış olduğunu gördük ve yukarıdaki girişe ulaşmak için epey dik Behramkale yolunu tırmandık. Yol boyunca yörüklerin açtığı tezgahlarda yöresel eşyalar ve hediyelikler satılmaktaydı. Güneş altında yürümek zorlayıcı olduğundan açıkçası pek ilgi gösteremedim. Antik kent tepeden limana kadar uzanıyor ve zeytinlikler, deniz ve güneşin rengarenk harmanlandığı muhteşem bir manzaraya sahip. Burada gün batımının çok güzel olduğunu duyduk fakat son günümüz olduğu için gün batımında Zeus Altarı’nda olmaya karar verdik. Antik kentin tiyatrosunu görmek için Behramkale’den indik ve aşağıda liman tarafındaki girişten tiyatroya ulaştık. Assos çok merak ettiğim bir antik kentti fakat hamilelik sebepli bu kadar yorulmasaydım daha çok keyif alabilirdim diye düşünüyorum.

Assos’tan sonra ünlü Yeşilyurt köyüne uğradık. Burası taş evleriyle dikkat çeken küçük, güzel bir köy. Assos güneşinden sonra Yeşilyurt ile ilgili hayalim otlu dondurmalarından tatmaktı. Ben kekikli ve lavantalı denedim ve gerçekten beğendim. Hatta bana göre kekiği daha yoğun bile olabilirdi! Köy sokaklarında biraz dolaştıktan sonra gün batımını kaçırmamak için Adatepe’ye doğru yola çıktık. Aracı Adatepe köyü girişine bırakıp 1 km kadar uzaklıktaki mitolojiye göre Zeus’un Truva Savaşı’nı izlediği yer olan Zeus Altarı’na yürüdük. Yorgun olsam da ağaçlarla çevrili toprak yol huzur vericiydi. Altara ulaştığımızda, şaraplarıyla gün batımını bekleyen insanlar oturuyordu. Bunu da “bir dahaki sefere” diyerek not düştüm ve biz de kendimize bir yer bulup oturduk. Gün batımında körfez ve zeytinlikler çok güzel görünüyordu. Yine de şimdi düşündüğümde günbatımı Assos’tan izleseydik çok daha etkileyici olabilirdi. Adatepe’yi de görmek istediğimizden burada fazla oyalanmadan köye yürüdük. Adatepe mübadele zamanında boşaltılmış, güzel taş evleri bakımsız kalmış fakat sonrasında 1980’lerde bir grup İstanbullu yazarın restorasyon çabaları ile yeniden canlanmış bir köy. Belki bu özelliğinden dolayı, burayı Yeşilyurt’tan daha çok beğendim. Köyün hemen hemen tüm sokaklarında yürüdük. Ünlü Taş Mektep’i ise kapalı olduğundan sadece dışarıdan görebildik. Köyü yukarıdan görebildiğimiz bir otel restoranında bir şeyler içtik. Gün batımı renkleri altında köyü izlemek çok keyifliydi.

Kaz dağlarında geçirdiğimiz bu kısa tatil bizi çok mutlu etti. Hamileliğimin son trimesterinde gitmiş olmam zaman zaman fiziksel yorgunluğa sebep olsa da, herhangi bir sorun yaşamadan evimize döndük. Tertemiz havası hala aklımda; zeytinliklerin ve çam ormanlarının kokusunu hala duyabiliyorum ve bir gün oğlumla da tekrar görebilmeyi diliyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s